|
|
Antalya Tarihi :
Antalya, antik bölgelerden Kilikya'nın batı kesimini, Pamfilya'nın
güneydoğu ucunu ve doğu Likya'yı içine almaktadır. Antalya Türkiye'de
bugüne kadar bilinen en eski yerleşmelerin bulunduğu en önde gelen
illerimizden biridir.
Antalya'nın bilinen öyküsü Karain'le başlar. Antalya'ya 20 km. uzaklıkta
ve Torosların Akdeniz'e bakan yamaçlarında yer alan mağara, 1946
yılından beri sürmekte olan araştırma ve kazılar, özellikle de 1990
yılından bu yana Prof. Dr. Işın Yalçınkaya'nın yaptığı kazılar
sonrasında Antalya ilinde Paleolitik yerleşmenin varlığını ortaya
çıkartmış ve bölgenin tarihini İ.Ö. 220 bin yılına kadar indirmiştir. ---
---
Bölgenin en önemli Prehistorik buluntularını içeren Karain mağarası
Paleolitik ve Neolitik, Beldibi mağarası da Mezolitik çağdan veriler
sunarken, Bademağacı Höyüğü'nde son kazılarda Cilalı taş çağı
yerleşimlerine ve buluntuları ve yanısıra insanın yerleşik hayata
geçişinin ilk izlerine rastlanır, bunlara Karataş, Semahöyük'te yapılan
kazılarla elde edilen Erken Tunç Çağı bulguları da eklenince, bölgede
Paleolitik çağdan zamanımıza kadar kesintisiz bir uygarlığın varlığı
belirlenir.
Antalya Bölgesi'nin erken tarihi, son buluntulardan önce karanlıktı.
Hititlerin çivi yazılı belgelerinde, adı geçen Ahhiyava ve Arzava
ülkelerinin Pamfilya olduğu bilim çevrelerinde artık daha yüksek sesle
ileri sürülmektedir. Son araştırmalar ve buluntuların yorumlanmasıyla
karanlık diye bilinen bu dönem de aydınlanmaya başlamıştır.
Konya'nın Yalburt'unda bir Hitit Hieroglafinde Patara'nın "Pataf"
biçiminde geçmesi bu aydınlanmayı güçlendiren buluntulardır. Anlaşılıyor
ki; Hititler, "Lukka Ülkesi" diye adlandırdıkları Akdeniz sahiline kadar
uzanmıştır.
İ.Ö.14. ve 13. yüzyıllar, Miken kolonistlerinin en faal oldukları
dönemlerdir. Anadolu'nün batı ve güney bölgelerinde bazı yerleşmeler
olduğu halde, Antalya' da henüz Miken kalıntılarına rastlanmamıştır.
Hitit İmparatorluğunun yıkılmasının sebebi olan Deniz kavimleri göçü
sırasında bir kısım Akalıların bu bölgeye göç ettiklerinden Grek
efsanelerinde söz edilir. Truva savaşlarından sonra bazı Aka boyları,
Amphilokhos, Kalkhas ve Mopsos'un idaresinde Pamfilya'ya geldikleri;
Perge, Silyon, Aspendos ve Selge'yi kurdukları söylenmekle birlikte son
bilimsel veriler bu kentleri yörenin yerli halkının kurduğunu
göstermektedir. Perge'nin Parha, Aspendos'un Estvedüs, Selge'nin
Estlegiis, Silyon'un Selyuüs adlarından da bellidir bu.
Antalya sınırları içinde yerleşen Likyalı'ların kökenleri tartışılmakla
birlikte, Hitit ve Mısır kaynaklarında (İ.Ö. 2000) Lukki veya Lukka adlı
bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavim, kendilerini "Termili" olarak
adlandıran Akdeniz kıyılarımızdaki güçlü komşuları Luvilere
akrabalıkları ile bilinen Likya ulusundan başkası değildir.
Grek Kolonizasyonu, İskender' in Zaptı
İlk yerleşme hareketleri İ.Ö.7. ve 8. yüzyıllarda Akdeniz kıyılarında
başlamıştır. Özellikle Batı Anadolu ve Yunanistan'da bazı koloniler bu
harekette önderlik ederek, bazı kentleri egemenlikleri altına almışlar
veya yeni kentler kurmuşlardır.
Yat Limanı 2000
Bu dönemde Pamfilya bölgesinde kurulan ilk Grek koloni kenti Faselis'tir.
(İ.Ö. 690) Bu şehrin kuruluşunu Side takip etmiştir.
Herodat'a göre Likya bölgesi, Lidya Kralı Kroissos'un yenilmesi ile,
İ.Ö.547 yıllarında Pers kralı Kiros tarafından Pers topraklarına
katılmıştır. Böylece Pamfilya'daki Side ve Aspendos gibi şehir
devletleri, bir Pers eyâleti haline getirilmiştir. Pers egemenliği
sırasında Aspendos ve Side, sikke basmaya kadar varan büyük bir
özgürlüğe sahip olmuştur.
İskender'in Alışından Bizans Egemenliğine M.Ö. 334'de, Makedonya Kralı
Büyük İskender, Likya' dan sonra Pamfilya üzerine yürümüştür. Büyük
İskender, Pamfilya'da, sahilde kurulan Perge, Aspendos ve Side' yi
kolaylıkla zaptetmiş ise de, doğusu ve batısı dik yamaçlı dağlara, kuzey
ve güneyi çok dar bir vadiye açık, tek giriş yolu bulunan Termesos'u
günlerce kuşatmış, bir sonuç alamayacağını anlayarak, civardaki
zeytinlikleri ve ormanları ateşe verip seferine devam etmiştir. Bu
devlet şehirlerin yönetiminde, İskender'in almasından sonra da, bir
değişiklik olmamıştır.
Pamfilya, İskender' in ölümünden İ.Ö. 2. yüzyıla kadar çeşitli
krallıkların egemenliğinde kalmış, bu tarihte, Roma senatosu kararıyla
Bergama Krallığına verilmiştir. Sonraları, Bergama Kralı II. Attolos,
Bölgenin yarısına sahip olduğu halde Side'yi alamamış, bir liman şehrine
olan ihtiyacı için, kendi adıyla anılan "Attaleia"yı (Antalya)
kurmuştur.
Antalya'nın kurulmasından sonra, İ.Ö.167 yılında Kentler arasında
kurulan bir birlikle, egemenliğini Roma hakimiyetine kadar korumuştur.
Hadrianus Kapı
İ.Ö.133 yılında Bergama Krallığı vasiyet yoluyla Roma topraklarına
katıldığında, Pamfilya'nın durumu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak,
İ.Ö. 102'de Anadolu'da Kilikya diye bir eyalet kurulunca Pamfilya da bu
eyalete bağlanmıştı. İ.Ö.36 yılında Antonyus Pamfilya'yı Galatya Kralı
Amyentas' a vermiş, bu durum İ.Ö. 25 yılına kadar sürmüştür. Likya
kentlerinin imparatorluğa eklenmesi ise Kladyus zamanına rastlar.
Kladyus her iki eyaleti birleştirerek Pamfilya Likya adı altında tek
eyalet haline sokmuştur. Bu dönemde başkent Patara'dır.
Bu tarihten itibaren Anadolu'nun öteki kısımlarında olduğu gibi bölgede
de barış ve mutluluk çağı başlar. Özellikle İ.S.2. ve 3. yüzyıllardan
sonra Antalya İli, Roma İmparatorluğu' nün bir parçası haline
gelmiştir.Yalnız yönetim yönünden bazı değişiklikler olmuştur.
İ.S.3 15 de Likya ve Pamfilya ayrılarak egemen birer eyalet durumuna
gelmişlerdir.
İ.S.4. yüzyıldan sonra gelişmeye başlayan Hıristiyanlık yayılmıştır.5.
yüzyılda bağımsız piskoposluklar meydana gelmiştir. Bu dönemde gerek
Likya, gerekse Pamfilya bölgesindeki birçok kent, İznik Konsül
listelerinde görülür.
Bizans Egemenliği
Hıristiyanlığın Anadolu'da hızla yayıldığı İ.S.5.-7. yüzyıllar boyunca
Pamfilya ve Likya, Bizans eyaleti olarak önemlerini korumuşlar, hatta
İ.S. 2. yüzyıldaki parlak çağlarına yaklaşır derecede, imar
görmüşlerdir. 7.yüzyılın ortalarında Arapların sürekli yağma ve
saldırıları her iki bölgeyi büyük ölçüde zarara sokmuş, bu duruma engel
olmak isteyen Bizanslılar, bölgeyi korumak amacıyla özel bir donanma
kurmuşlardır. Roma İmparatorluğunun bölgeye kesinlikle egemen olmasından
sonra, stratejik yerler veya kentlerin bazıları, ufak keşişlikler
halinde Bizans egemenliği sırasında yaşamalarını sürdürmüşlerdir.
Ayrıca, Rodos, Venedik, Ceneviz korsanlarının talanları, Kıbrıs
Krallarının saldırıları ve Haçlı seferi sırasındaki yağmalar, bölgenin
ekonomik gücü kadar kentleri de yıpratmıştır. Bu sırada özellikle Rodos
ve Cenevizliler koruma ve saldırma için, uygun kıyılarda üsler
kurmuşlardır.
Antalya Batı Akdeniz kıyısında stratejik konumuyla önemli bir liman
şehridir. Bu Özelliğinden dolayı, kurulduğu tarihten başlayarak sürekli
istilalara maruz kalmıştır.
Selçuklu Dönemi
Hellinestik dönemde Bergama Kralı II.Attalos (İ.Ö. 159-138), bölgenin
stratejik dönemini dikkate alarak buraya bir Liman-şehir, kurdurmuştur.
Kent, kurucusunun adından dolayı "Ataleia" olarak anılmıştır. Arap
kaynaklarında şehrin adı "Antaliye", Türk kaynaklarında ise "Adalya"
olarak geçmektedir. Yerleşme, 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak
"Antalya" olarak adlandırılmıştır.
Antalya'nın ilk surlarının II. Attalos zamanında inşa edildiği
bilinmektedir. İ.S. 130 yılında Roma imparatoru Hadriyanus, Antalya
seferi sırasında "Hadriyanus Kapısı"nı yaptırmış, surların doğu bölümünü
de onarttırmıştır.
Antalya, İ.S. 395 yılından başlayarak Bizans döneminde, özellikle
Akdeniz ticareti açısından işlek bir liman olmuştur. 7.yüzyıldan
başlayarak Arap akınlarına uğrayan şehir, 860 yılında Abbasi halifesi
Mütevekkil'in kumandanı FazI bin Karin tarafından kısa bir süre
zaptedilmiştir. Bizans imparatoru VI. Leon ve oğlu Konstantin
Porphrogenetos döneminde (İ.S. 912-914) surların yeniden onarıldığı
bilinmektedir. Bu dönemde surlar, ikinci bir sur ve sur dışında bir
hendekle kuşatılmıştır.
Antalya'nın İlk Selçuklu sultanı I. Rüknettin Süleyman Şah zamanında da
(1076-1086) Türkler tarafından fethedildiği ve 1096 yılında başlayan
Haçlı seferine kadar Türklerin elinde kaldığı bilinmektedir. I.İzzeddin
Mesud zamanında (16-1155) da Selçuklulara geçen şehir, 1120'de
Bizanslılar tarafından geri alınmıştır.
Karayolu ticaretini geliştirmeye çalışan Selçukluların en önemli
hedeflerinden biri Akdeniz ticaretini ele geçirmekti. Stratejik öneminin
yanı sıra, ticari açıdan Anadolu'yu diğer Akdeniz ülkelerine bağlayan
bir liman olması nedeniyle de Antalya'nın alınması gerekiyordu. Mısır ve
Suriye'den gelen tacirler, Anadolu'ya geçiş yolu Antalya'yı
kullanıyordu. Nitekim, l 182 yılında Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan
(1115-1192) Antalya'yı kuşatmış, fakat alamamıştır.
Latinler'in 1191 yılında Kıbrıs adasına yerleşmelerinden sonra,
Antalya'ya gelen tacirlerin malları çalınmaya başlamıştır. Bunun üzerine
Selçuklu sultanı l.Gıyaseddin Keyhüsrev, ikinci sultanlığı sırasında
(1205-121 I) Antalya'nın fethine karar verir. 5 Mart 1207 de Sultan,
yerli halkın da yardımıyla şehri iki aylık kuşatmadan sonra
fethetmiştir. Bunun üzerine Antalya'ya kadı, imam, hatif ve müezzinlerin
tayin edildiği; mihrap ile minber konduğu, kale ve burçların onarılıp
silahla, erzakla doldurulduğu belirtilmektedir. Böylelikle Selçuklular'a
Akdeniz yolu açılmış; Antalya, Avrupa ve Mısır'la yapılan ticaretin
merkezi olmanın yanı sıra, Selçuklu donanmasının üssü haline gelmiştir.
1212 yılında, Antalya'nın yerli halkı isyan ederek yöneticileri
öldürmüştür. Bunun üzerine, Selçuklu Sultanı l.İzzeddin Keykavus (121
1-1220) Antalya'nın yeniden fethine karar vermiş ve 22 Aralık 1216' da
şehir Selçuklular'ın eline geçmiştir.
Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşama deneyimi başarısızlıkla
sonuçlanınca, güvenliğin sağlanması amacıyla şehir ikiye bölünmüştür.
Müslümanlarla, Hıristiyanların yaşadıkları mahalleleri birbirinden
ayırmak için bir iç sur yapılmış; Hıristiyanlar şehrin doğusuna,
Müslümanlar batısına yerleşmişlerdir. Kentin batısında Türk nüfusunun
artmasıyla yeni bir sura gerek duyulmuş, Selçuklu Sultanı l.Alâddin
Keykubat döneminde (1220-1237) 1225 yılında daha doğuda, denize doğru
ikinci bir sur yapılmıştır. Böylelikle şehir Selçuklu Sultanlarının
kışlık merkezi haline gelmiş, kışları çoğu zaman Antalya'da ve 1223
yılında fethedilen Alanya'da geçirmeye başlamışlardır.
Eski Kalekapısı
Yivli Minare
İbni Batûta Seyahatnamesinde Antalya şehrini şu satırlarla
tanıtmaktadır. "Bu şehir, sahasının genişliği, nüfusunun çokluğu ve
planının muntazamlığı itibariyle en önde gelen şehirlerdendir. Her fırka
diğer fırkalardan tamamen ayrıdır. Hıristiyan tüccarları "Mina" adıyla
bilinen mahallede oturmaktadır. Mahallenin etrafı bir surla çevrilmiş
olup geceleri ve cuma vakitleri kapıları kapanır. Şehrin eski
sakinlerinden olan Rumlar, diğerlerinden ayrı olarak, başka bir
mahallede otururlar. Bunların mahallesi de bir surla çevrilmiştir. Aynı
şekilde Yahudilerin de sur içinde ayrı bir mahallesi bulunur. Şehrin
hakimi ile ailesi ve devlet ricali de yukarıda açıkladığımız şekilde,
şehrin öteki mahallelerinden ayrı olarak etrafı surla çevrilmiş olan
kalede oturmaktadır Müslümanlar ise asıl şehirde ikamet etmektedirler.
Bu beldede bir cami ve medrese ile bir çok hamam, gayet tertipli ve
geniş çarşılar vardır. Şehrin etrafı, yukarıda zikrettiğimiz mahalleleri
de ihtiva eden büyük bir surla kuşatılmıştır..."
Sonuç olarak, şehirde Müslüman ve Hıristiyanların bir arada yaşaması
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu nedenle, şehir halkını birbirinden
ayıran koruyucu bir sur duvarı çekilmiştir. Hıristiyan nüfusun kalabalık
olduğu diğer bazı Selçuklu şehirlerinde de bu uygulamayı görmek
mümkündür. Bu uygulamalarda da istenen sonucu vermemiş olacak ki, on yıl
geçmeden yeni bir sur daha inşa edilmiş, yöneticiler için bir iç kale "Ahmedek"
yapılmıştır.
Antalya'da İçkale'de, Selçuk mahallesinde yer alan Yivli Minare yapı
topluluğundaki Mevlevihane, batısındaki Hamam ve Antalya'nın simgesi
olan Yivli Minare ile Bali Bey mahallesindeki Bali Bey Çeşmesi (1228)
araştırmacılarca I.Alâeddin Keykubat dönemine yerleştirilmektedir.
Şehirdeki diğer Selçuklu dönemi yapıları; yine bu yapı topluluğunda
bulunan ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemine (1237-1247) ait 1239
tarihli Atabey Armağan Medresesi'nin kapısı ve 13. Yüzyılın ilk yarısına
tarihlenen İmaret Medresesi ile Çaybaşı mahallesindeki 1238 tarihli Şeyh
Suca Türbesi; Selçuk mahallesi, Mermerli sokaktaki Ahi Yusuf Mescidi ve
türbesi ile Selçuk mahallesi, Karadayı sokaktaki 1250 tarihli Karatay
Medresesi (Dar'üs-Sülehası)'dir. Antalya çevresi Hamid Bey yönetimindeki
Türkmen aşiretine verilmiştir. Hamed Bey' in torunu Dündar Bey
14.yüzyılın başında Hamidoğlu Beyliği'ni kurmuştur. 1301 yılında Dündar
Bey Antalya'yı fethetmiş,
Hamidoglu Beyliği'nin Antalya kolu bu tarihten 1389 yılına kadar
varlığını sürdürmüştür. Antalya1 da, Yivli Minare yapı topluluğunun esas
yapısı olan ve yerinde I. Alâeddin Keykubat dönemine ait bir caminin
bulunduğu belirtilen 1373 tarihli Yivli Minare Camii, caminin
kuzeybatısındaki 1377 tarihli Zincirkıran Mehmet Bey Türbesi ile Selçuk
Mahallesi, Aydoğdu sokaktaki 14. Yüzyıla yerleştirilen Ahi kızı Mescidi
Hamitoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş eserlerdir.
1389 yılında Osmanlı sultanı Yıldırm Beyazıd tarafından fethedilen
Antalya ve çevresi Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde
Antalya surlarında fazla değişiklik yapılmamış, bazı kapılar açılmış,
bazıları da onarılmıştır. S.Aktüre tarafından Osmanlı döneminden şehrin
sur dışına kuzeye doğru geliştiğini, şehir merkezinin sur dışında
kuzeydeki kapı çevresinde oluştuğunu belirtmektedir. Bu nedenle,
Antalya'nın Selçuklu ve Beylikleri dönemi şehir dokusu pek
bozulmamıştır.
1914 yılından sonra sur içi önemini yitirmeye, surlar yıkılmaya
başlamıştır. 1935-40 yıllarında ise kale, içinde oturan halkın sürekli
şikayetleri üzerine ücret karşılığında yıktırılmıştır.Günümüzde
surlardan geriye birkaç kule, Hadriyanus kapısı ve yat Limanını
çevreleyen sur kalıntıları kalmıştır.
Selçuklu döneminde özellikle Alanya'da büyük bir gelişme göstermiştir.
Alaadin Keykubat zamanında Alanya'nın, Selçuklu hükümdarlarının kışlığı
olduğunu
bilmekteyiz. Bu çağda imar faaliyetleri de yukarıda anlatıldığı gibi
Antalya, Alanya içinde, Antalya ve Alanya'yı Konya ve Beyşehir'e ve
kıyıdan Anamur ve Mut'a bağlayan yollar üzerinde devam etmiştir.
Osmanlı Dönemi
Selçukluların zayıflayıp yıkılması ile beylikler dönemi başlamıştır. Bu
dönemde Hamitoğulları beyliği egemenliği altında bulunan şehir, Antalya'
ya yerleşen Tekelioğulları tarafından yönetilmektedir. 1389'da Yıldırım
Beyazıd'ın şehri almasından sonra Osmanlı yönetimine giren Antalya'yı
I.Dünya Savaşına kadar bir Osmanlı Sancağı olarak görmekteyiz. 1917-21
arasında İtalyanların işgalinde kalan şehir, 1921 yılında Cumhuriyet
Hükümeti'ne bağlanmıştır.
Osmanlı Dönemi Salnamelerinde Antalya
Osmanlıların Abdülmecit zamanında 1847'de çıkarmaya başladıkları
salnamelerde(Bugünkü anlamı ile yıllık) Antalya'nın Konya'ya bağlı
olması sebebiyle, Teke Sancağı adı ile geçmektedir. "Salname-i Vilayeti
Konya" adını taşıyan ve 1869' da çıkan bu salnamede, Teke Sancağının
idari ve mülki teşkilatı, coğrafi, tarihi, iktisadi durumu
açıklanmaktadır. Bunlardan 1884' de çıkan salnamede Alâiye(Alanya)
kazasında; 16 han, 188 camii ve mescit, 25 kilise, 9 medrese, 131
Mektebi Sübyan(İlkokul), 912 çeşme olduğu bildirilmektedir.
"Sesini enginlerden getirdi mavi sular; Mavi sular bu sabah bir cihan
getiriyor. Sevincinden ağlayan, gülen haykıran rüzgar. Kalelere bir umut
ve inan getiriyor."
Baki Süha EDİPOĞLU
Atatürk Antalya'da
Antalya'da Atatürk'te karşılıklı derin izler bıraktılar. Antalya
Atatürk'ün üç kez teşrif ettiği mutlu beldelerden birisidir. O günleri
yaşayan canlı tarih Hasan Rıza SOYAK; Atatürk'ün Antalya'yı ziyaret
günlüğüne şu notları düşer:
6 Mart 1930 Perşembe
Atatürk'ün Antalya'ya geleceği haberi kentte büyük sevinç yaratmıştı.
Halkın da katkılarıyla sokaklar, yollar temizlenmiş, aydınlatılmış ve
birçok yere zafer takları kurulmuştu.
Karayoluyla Burdur üzerinden beklenen büyük misafir 16.00'ya doğru kente
girdiğinde halkın coşkusu, sevinci ve heyecanı artık doruktaydı. Vatan
bulvarı üzerinde bugünkü Orman Bölge Müdürlüğü önündeki alanda, Atatürk
otomobilini durdurup halkı selamladıktan sonra, tekrar kent merkezine
doğru hareket edildi.
Yenikapı'daki valiliğe ait iki katlı köşk, Ata'nın ikâmetine ayrılmış ve
baştan başa sade ama temiz eşyalarla donatılmıştı. Karşılama töreni
bittiğinde köşke geçildi. Köşkün önünde biriken halkın bitmeyen sevgi
gösterileri nedeniyle, Atatürk balkona çıkarak onları bir kez daha
selamladı.
Onuruna verilen akşam yemeği sırasında Türk Ocağı'nın düzenlediği
gösterileri izledi ve ilgilileri kutladı.
7 Mart 1930 Cuma
Tüm ilçelerden ve köylerden Gazi'yi görmek, saygılarını sunmak üzere
gelen heyetler köşkün etrafını doldurmuşlardı. Saat 15.30 sularında
balkona çıkarak Antalyalılara kısa bir konuşma yaptı. Saat 17.00'de
şehrin çevresindeki park ve bahçelere otomobil ile bir gezi yapıldı.
Ocak başkanı ocak kütüphanesini, sinema ve diğer salonları gezdirip
genel bilgi sundu. Saat 18.00'de köşke döndü.
8 Mart 1930 Cumartesi
Düzenlenen programa göre, saat 11.00'de Arapsuyu'nda çeltik tarımı
yapılan modern bir çiftlik gezildi. Burada öğle yemeği yenildi.
Deniz motorla geziye müsait olmadığından limanda bulunan Rüstemiye
gemisine binildi ve Antalya kıyıları açıktan gezildi. Gün boyu doyumsuz
güzellikler seyredildi ve konuşuldu.
Atatürk Lara civarında, meyve bahçeleriyle kaplı, çok beğendiği yemyeşil
bir yerin adını yanındakilere sordu. Buranın Rumkuş adıyla anıldığı
öğrenince "Erenkuş olarak değiştirin" dedi. Doğa bütünüyle onu çok
etkilemiş olmalı ki dönüşte yanındakilere "Hiç şüphesiz Antalya dünyanın
en güzel yeridir" diyerek duygularını dile getirdi.
Rıhtıma çıkıldığında kalabalığın arasında Cumhurbaşkanı'na yanaşan
Kayıkçı Mustafa isminde bir çocuk, 9 kişilik bir aileyi beslediğini,
yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Gazi çocuğa nakdi yardımda bulundu.
9 Mart 1930 Pazar
Ataürk sabah köşkte, ilçelerden gelen heyetleri ve birçok kişiyi kabul
edip görüştü.
Bugün Serik Büyükbelkıs Köyündeki ünlü Aspendos Antik Tiyatrosu
gezilecekti. Öyleyse doğru otomobillerle yola çıkıldı. Serik ve
Belkıs'ta toplanan halkın sevgi gösterileri arasında Aspendos
Tiyatrosuna ulaşıldı. Tiyatronun önünde bir yörük çadırı kurulmuş, her
taraf bayraklarla donatılmıştı. Tiyatro, Antalya Müzesi Müdürü Süleyman
Fikri Bey'in rehberliğinde gezildi. Atatürk tiyatronun dünyadaki
benzerleri ile karşılaştırmasını yaparken sanat tarihi ve Arkeoloji
alanında da geniş bilgi sahibi olduğu belliydi.
Tiyatro gezildikten sonra Atatürk'e yörük çadırında ikramlarda
bulunuldu. Köylülerle sohbet etti, dertlerini dinledi ve topluca
fotoğraflar çektirildi.
Dönüşte yol güzergâhındaki bazı çiftlik ve bahçeler gezildi.
Akşam Yenikapı'da halk tarafından Ata'nın onuruna oyunlar oynandı,
türküler söylendi.
10 Mart 1930 Pazartesi
Atatürk bugünü köşkten çıkmayarak dinlenmeyle geçirdi.
Antalya Müzesinden getirilen birkaç el yazması kitabı inceledi, Müze
Müdürü'nden bilgi aldı. Özellikle nadir bir tarih kitabı üzerinde durdu.
11 Mart 1930 Salı
Atatürk yurt gezisine deniz yoluyla devam edecekti. Ancak bir program
değişikliği ile ertesi gün Burdur üzerinden dönüş için hazırlığa
başlanıldı.
12 Mart 1930 Çarşamba
Gazi, yanındaki heyetle birlikte, saat 10.25'te büyük bir uğurlama
töreni ile Ankara'ya doğru hareket etti.
Atatürk'ün Antalya'ya Diğer Gelişleri
Atatürk 1931 yılı Şubat ayı başında Ege gemisiyle İzmir'den başlayan bir
yurt gezisine çıkmıştır. Bu program içinde l O Şubat 1931 Salı günü
Antalya'yı ikinci kez ziyaret etmişti.
Sabah, Vali ve resmi erkanı gemide kabul etti. Öğleden sonra motorla
iskeleye çıkıldı. Doğruca karargaha giderek askeri birlikleri denetledi.
Daha sonra sırasıyla Valilik, Belediye ve Cumhuriyet Halk Fırkasını
ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında kentin ticari ve tarımsal
faaliyetleri üzerine bilgiler aldı. Zirai Kredi ve Satış
Kooperatiflerinin önemi ve örgütlenmesini anlattı.
Saat 18.00'de gemiye dönülerek Alanya'ya doğru hareket edildi.
18 Şubat Pazartesi
Atatürk yine bir yurt gezisi programı içerisinde 18 Şubat 1935 Pazartesi
günü saat 14.00'de Acfatepe torpidosunun refakatinde Zafer torpidosu ile
Antalya limanına girdi. O sabah çok erken saatlerde Alanya'ya çıkmış üç
saat kadar kalmıştı.
Antalya limanında büyük bir sevinç yaşanıyordu. Balıkçıların denizde
tertipli bir şekilde hazırladıkları dizi dizi sandallar arasında rıhtıma
çıkıldı. Askeri birlikler, okullar, bando ve halk tarafından candan
selamlanan büyük misafir, hazırlanan faytona bindi ve kente hareket
edildi.
Antalya'yı bir kez daha gezdi ve ilk gelişinde çok beğendiği Erenkuş'a
giderek manzarayı seyretti. Yanındakilere kış aylarında Meclisin
Antalya'da toplanması hususundaki düşüncesini söyledi ve "Antalya'nın
imar ve korunmasındaki hassasiyet ve gücümüzü İtalyanlara göstermeliyiz"
dedi.
Akşam fener alayları düzenlendi, ulusal marşlar söylendi.
Ertesi gün saat 19.30'da o gece limana demirleyen Ege Gemisine geçerek
kentten ayrıldı.
|
|
|